Süleymaniye Camii ‘nin Harcı

İstanbul’un Haliç yamaçlarının üzerinde ve üçüncü tepesinde yer alan muhteşem bir külliyedir Süleymaniye Camii.

Boğaziçi girişinden bakıldığında, caminin sadece eşsiz silueti bile insanı büyülemeye yeter. Süleymaniye’nin yapım aşaması bütünüyle görkemli bir efsanedir.

Bunlardan en ilginç olanını aktarıyoruz. Mimar Sinan, Süleymaniye Külliyesi’nin temelini attıktan sonra, bu temelin oturması ve sağlamlaşması için inşaatı durdurmuş ve bir yıl kadar beklemiş. İnşaatın ekonomik nedenlerden dolayı durduğu yolunda duyum alan ve Osmanlı ile her alanda yarış içinde olan Safevi şahı Tahmasb, fırsat bu fırsat diyerek Kanuni Sultan Süleyman’ı utandırmak istemiş ve padişaha inşaat tamamlansın diye bir sandık dolusu mücevher göndermiş.

Ancak rivayet olunur ki, buna çok sinirlenen Sultan, mimarbaşı Sinan’a gereğinin yapılmasını buyurmuş ve büyük usta da bu eşsiz hazineyi, Safevi elçisinin gözü önünde, bir dibekte dövdürüp toz haline getirterek Süleymaniye’nin inşaat harcına katıvermiş…  
Sabahın ilk ışıklarıyla güneşin gökyüzünde parıldadığı bir gün Süleymaniye’ye dikkatli bakın, parıldadığını göreceksiniz!  
Süleymaniye Külliyesi’nin muhasebe defteri Topkapı Sarayında korunuyor. 164 bölüm bünyesinde, 3.000’e yakın sayfadan oluşan bir muhasebe kaydı. Büyük bir iş gücüyle, dönemin tüm ekonomik ve teknik olanakları kullanılarak inşa edilen bu muhteşem külliyenin, yalnızca yedi yıl gibi kısa bir sürede bitirildiği biliniyor. Caminin ikisi avlunun ön köşesinde ve ikişer şerefeli, diğer ikisi de ana makamın köşelerinde üçer şerefeli olmak üzere dört minaresi var.

Şerefelerin toplamda 10 adet yapılmasıyla, Kanuninin 10. sultan olarak Osmanlı tahtında oturduğunun; dört minarenin ise, İstanbul’un başkent olduktan sonraki dördüncü padişah olduğunun simgesi olduğu rivayet olunur.

Kaynak: İstanbul Efsaneleri (Focus Eki)

bayanhood:

olentaalla:

I went to the mall, and a little girl called me a terrorist. 

My name is Ela.  I am seventeen years old.  I am not Muslim, but my friend told me about her friend being discriminated against for wearing a hijab.  So I decided to see the discrimination firsthand to get a better understanding of what Muslim women go through. 

My friend and I pinned scarves around our heads, and then we went to the mall.  Normally, vendors try to get us to buy things and ask us to sample a snack.  Clerks usually ask us if we need help, tell us about sales, and smile at us.  Not today.  People, including vendors, clerks, and other shoppers, wouldn’t look at us.  They didn’t talk to us.  They acted like we didn’t exist.  They didn’t want to be caught staring at us, so they didn’t look at all. 

And then, in one store, a girl (who looked about four years old) asked her mom if my friend and I were terrorists.  She wasn’t trying to be mean or anything.  I don’t even think she could have grasped the idea of prejudice.  However, her mother’s response is one I can never forgive or forget.  The mother hushed her child, glared at me, and then took her daughter by the hand and led her out of the store. 

All that because I put a scarf on my head.  Just like that, a mother taught her little girl that being Muslim was evil.  It didn’t matter that I was a nice person.  All that mattered was that I looked different.  That little girl may grow up and teach her children the same thing. 

This experiment gave me a huge wakeup call.  It lasted for only a few hours, so I can’t even begin to imagine how much prejudice Muslim girls go through every day.  It reminded me of something that many people know but rarely remember: the women in hijabs are people, just like all those women out there who aren’t Muslim. 

People of Tumblr, please help me spread this message.  Treat Muslims, Jews, Christians, Buddhists, Hindus, Pagans, Taoists, etc., exactly the way you want to be treated, regardless of what they’re wearing or not wearing, no exceptions.  Reblog this.  Tell your friends.  I don’t know that the world will ever totally wipe out prejudice, but we can try, one blog at a time.  

Markete gittim ve küçük bir kız bana terörist dedi.

İsmim Ela. On yedi yaşındayım. Müslüman değilim, ama bir arkadaşım kendi arkadaşının türban taktığı için ayrımcılığa uğradığından bahsetti. Ben de birinci gözden bunu görüp bir müslüman kadının neler çektiğini anlamak istedim. 
Arkadaşımla birlikte başımıza eşarp sarıp markete gittik. Normalde, satıcılar bizim aperatifleri denememizi isterler. Tezgahtarlar bize yardıma ihtiyacımız olup olmadığını sorarlar, indirimlerden bahsederler ve gülümserler. Ama bugün olmadı. Satıcılar dahil insanlar, kasiyerler ve diğer dükkan sahipleri bize bakmadılar. Bizimle konuşmadılar. Sanki biz yokmuşuz gibi davrandılar. Onları bize dik dik bakarken görmememiz için, gözlerini üzerimizde hissetmedim bile.
Sonra, bir markette, dört yaşlarında görünen bir kız, annesine bizim terörist olup olmadığımızı sordu. Kırıcı olmaya çalışmıyordu. Onun ön yargının ne olduğunu bildiğinden bile emin değilim. Fakat annesinin tepkisi asla affetmeyeceğim ya da unutmayacağım: Bize bakan kızını susturdu, ters ters baktı, sonra da dükkandan dışarı çıkardı.
Sadece başımdaki eşarp yüzünden. Aynen bu şekilde, bir anne kızına müslüman olmanın kötü, şeytanı olduğunu öğretti. İyi bir insan olup olmamam önemli değildi. Tek önemli olan farklı görünüyor olmamdı. O küçük kız büyüyüp diğer çocuklara da aynı şeyi öğretebilir.
Bu deneyim beni uyandırdı. Sadece birkaç saat sürdü, müslüman bir kızın her gün neler geçirdiğini hayal bile edemiyorum. Bu bana birçok insanın bildiği ama sadece birkaçının hatırlamaya tenezzül ettiği bir şeyi hatırlattı: Türbanlı kadınlar da insan, tıpkı dışarıda müslüman olmayan her kadın gibi. 

Fatih’i İstanbul’a Sokmayan Asker

Birçok büyük hükümdarın olduğu gibi, Fatih Sultan Mehmet’in de efsane ve öykülerde ismi geçmiş sıkça. İşte bunlardan biri…  

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a yerleştikten sonra, kentteki günlük yaşam normale döndüğünde, bir gün ava çıkmak istemiş. Sultan, kentinin surları dışına çıkmış, uzaklaştıkça uzaklaşmış, avı da uzadıkça uzamış. Kente dönmeye karar verdiğinde de hava kararmaya başlamış.  

İstanbul’u fetheden hükümdar, sur kapılarının önüne geldiği s ı rada, kapının kendisinin emrettiği şekilde kapalı olduğunu görmüş ve nöbetçi askere içeri girmek için emir vermiş. Karanlık basınca kapıların kesinlikle kapanması emrini alan nöbetçi yeniçeri, kapıyı hiçbir  şekilde açmaya yanaşmamış.

Sabrı taşmakta olan sultan k ı zmaya ve yüksek sesle bağırmaya başlamış. Yeniçeri hiç oralı olmamış, çünkü gece olduktan sonra kente kimsenin alınmayacağına dair Fatih Sultan Mehmet’in kesin emri varmış.

Fatih bakmış ki bu asker laftan hiç anlamıyor, verdiği emre titizlikle uyuyor, hemen sultan başlığını ve kaftanını giyip “Şimdi tanıdın mı sultanını asker? Ben Padişah Mehmet” diye bağırmış. Asker sapsan kesilmiş ve bir koşuda kapıyı açmış büyük padişaha… 

Bu hikâyenin sonunda Fatih askere, bu inatçı kahramanlığından ötürü, “sen ne yavuz bir ermişsin” demiş diye rivayet olunur. Bugün, Unkapanı’nın bitiminde İstanbul Manifaturacılar Çarşısına dönülürken yol kenarında bulunan ve 1455 yılında yapılan Yavuzer Sinan Camii’nin, işte bu yavuz yeniçeri tarafından yaptırıldığı söylenir.

Kaynak: İstanbul Efsaneleri (Focus Eki)

iraq, syria, gaza, east turkestan, egypt….etc.

iraq, syria, gaza, east turkestan, egypt….etc.

murat2014:

İyi uykular TOK.VE OBEZ DÜNYA , Allah cc yardımcın olsun AFRİKA VE AÇLIĞA MAHKUM İNSANLAR

murat2014:

İyi uykular TOK.VE OBEZ DÜNYA , Allah cc yardımcın olsun AFRİKA VE AÇLIĞA MAHKUM İNSANLAR

View My Stats